X
app icon
Fussilet Vakfı
İyilikte Yarışmak İçin
İNDİR
Araştırma Yazıları

İslam’da Kadının Başörtüsü ve Örtünme

  • 04.06.2017

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.

“Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden yardım isteriz. | Fatiha Suresi 5”

 

Son zamanlarda gündemi sıkça meşgul eden “Kur’an’da başörtüsü var mı, yok mu?” konusu ile ilgili Allah’ın izniyle detaylı bir çalışma ile karşınızdayım.

Amacım, Allah’ın kitabındaki örtünme ile ilgili hükümleri, doğru kaynaklardan derlediğim, edindiğim bilgileri siz değerli okuyucularıma aktarmak ve doğruları göstermektir.

Başarımız Allah’ın yardımı iledir.

.

.

.

Örtünme ile ilgili emirler Ahzab Suresi ile Nur Suresi’nde bizlere bildirilmiştir. Her iki sureninde Medine-i Münevvere’de indiği hususunda bir görüş birliği olmakla birlikte[1] aşağıda bu konuyu daha detaylı aktaracağım.

İlk öncelikle konuya çok tartışılan “humur” kelimesini açarak başlamak ve devamını getirmek istiyorum.

“Humur” kelimesi “hımar” kelimesinin çoğuludur. Ayette geçen (Nur Suresi 31) “hımar” kelimesinin kökü “hamr”dır. “Hımar” da bir şeyi örtmek demektir. Ama bu kelime Arap örfünde kadının başını örttüğü örtüye isim olmuştur. Bu ayet indiği zaman Araplarda “hımar” kelimesi kadının başörtüsü anlamındaydı.[2] İçinde “hımar” kelimesi geçen çok sayıda hadis vardır ve bunlar kadının başörtüsü anlamındadır. Örnek vermek gerekirse:

1-Allah’ın Elçisi (sav)’e ipekli kumaşlar getirilmişti. Ömer’e bir parça gönderdi. Üsame b. Zeyd’e bir parça gönderdi. Ali b. Ebi Talib’e bir parça verdi ve dedi ki: “Onu kadınların arasında hımar (başörtüsü) olarak parçalara ayır.” [3]

2-Alkame b. Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini naklediyor: “Abdurrahman’ın kızı Hafsa Allah’ın Elçisi (sav)’in eşi Aişe’nin yanına girdi. Hafsa’nın üzerinde ince bir hımar (başörtüsü) vardı. Aişe onu parçaladı ve ona kalın bir hımar (başörtüsü) giydirdi.” [4]

Birde şu açıdan başörtüsünün varlığını kısaca kanıtlamak gerekirse;

“daraba alâ” bir şeyi bir şeyin üstüne çadır gibi koyma anlamındadır.

“vel yadribne bi humuri-hinne” başörtülerinin bir bölümünü yapsınlar, vursunlar demektir.

“alâ cuyûbi-hinne” ceyidleri üzerine (yaka-boyun, omuz hizası) yani yakalarını örtecek şekilde vursunlar anlamındadır.

Şu dipnotu da ekledikten sonra konumuza daha detaylı bir şekilde giriş yapalım.

Kadının İslam dinindeki giysisi şu iki temel maksadı gerçekleştirmeyi hedef edinir:

1-Avret yerlerinin örtülmesi ve fitneden korunması.

2-Bir tür saygı ve ayrıcalık kazanmasıdır.

 

HİCABIN HZ. PEYGAMBER’İN EŞLERİNE MAHSUS OLUŞU

HİCABIN ANLAMI:

“Peygamber hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. | Ahzab Suresi 53”

Ayet-i kerimede zikredilen “hıcâbin” mealen karşılığı “perde, örtü” demektir. Yani hicab, örtünmüş bir kadının arkasında oturacağı perde demektir.

Buna istinaden bu ayet-i kerimenin peygamber eşlerine nail olduğu ve onlarla konuşulmak, görüşülmek istendiğinde perde arkasından iletişime geçileceği, soru cevap durumunun söz konusu olacağı bildirilmiştir.

Ayetin devamında, “Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. | Ahzab Suresi 53”

Görüldüğü gibi ayetin devamında da soru ve cevabın perde arkasından olması gerektiği pek aşikardır. Hicabın özelliği ise şahısların gizlenmesidir. Sonra, perde arkasında kalınması durumunda kadın ve erkeğin birbirlerini görmemeleri sebebiyle her iki taraf içinde, kalp temizliği açısından daha iyi olduğu ifade edilmektedir.

Ahzab Suresi 53. ayetin tefsirinde Taberi şöyle demektedir:

“Bu, kadınların görmelerinden dolayı erkeklerin gönüllerine, erkeklerin görmelerinden dolayı kadınların gönüllerine gelecek olan gözün afetlerinden hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalplerini temiz tutmak ve hem sizin hem de onların kalpleri üzerinde şeytanın hakimiyet kurmaması bakımından daha uygundur.”

Bu ayete “Hicab ayeti” denmekte ve nüzul sebepleri hakkında çeşitli rivayetler zikredilmektedir. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

Enes b. Malik anlatıyor: “Ben bu hicab ayetini insanların en iyi bileniyim. Zeyneb bint. Cahş Resulullah ile zifafa girdiği zaman, Zeyneb evde Resulullah’ın yanında bulunuyordu. Resulullah (sav) bir yemek yaptı ve halkı yemeğe çağırdı. Halk yemekten sonra da evde oturup konuşmaya koyuldular. -Müslim’in rivayetinde ‘Resulullah’ın hanımı yüzünü duvara dönmüştü’ ziyadesi vardır.- Hz. Peygamber, onların çıkıp gitmeleri için dışarı çıktı; sonra yine eve döndü. Bunun üzerine yüce Allah hicab ayetini indirdi. Bunun akabinde hicab (yani perde) gerildi; oturan topluluk da kalkıp gittiler.” [5]

 

Enes b. Malik anlatıyor: “ Peygamber (sav) Hayber’le Medine arasında üç gün ikamet etti. Bu müddet içinde Safiyye bint. Huyey ile evlendi. Yemek esnasında müslümanlar aralarında, ‘Safiyye mü’minlerin analarından birisi midir, yoksa Resulullah’ın cariyelerinden midir?’ dediler. Bunu üzerine bir kısım müslümanlar, ‘Eğer Resulullah (sav) Safiyye’yi perdelerse, o mü’minlerin analarından birisidir. Eğer onu perdelemezse Resulullah’ın cariyelerinden birisidir’ dediler. Resulullah (sav) hareket etmeye karar verince, bineğinin arkasına Safiyye için oturacağı bir taht hazırlattı ve Safiyye ile insanlar arasına bir perde gerdi:” [6]

 

Enes b. Malik anlatıyor: “Resulullah (sav) Zeyneb bint. Cahş ile evlendiği zaman, halkı düğün yemeğine çağırdı. İnsanlar yemek yediler, sonra da oturup konuşmaya koyuldular. Bir de baktım ki, Resulullah (sav) -onların anlayıp da kalkmaları için- kalkmaya davranır gibi yapmakta, fakat oturanlar yerlerinden kalkmamaktaydı. Resulullah bu durumu görünce (onların kalkıp gitmeleri için) yerinden kalktı. Resulullah (sav) kalkınca, onunla kalkanlar da çıkıp gittiler. Fakat üç kişi oturdu kaldı. Peygamber eve tekrar girince gördü ki, o topluluk hala oturmaktadır. Sonra onlar da kalkıp gittiler. Bunun üzerine ben varıp Peygamber’e onların gittiklerini haber verdim. Peygamber geldi ve içeriye girdi. Bende onunla içeriye girmeye davrandım. Peygamber benimle kendisi arasına perdeyi indirdi. Bunun peşinden Allah, ‘Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin Peygamber’in evlerine girmeyin. Ancak çağırıldığınız zaman girin. | Ahzab Suresi 53’ ayetini indirdi. [7)

 

Hicab ayetinin nüzul tarihi ile ilgili olarak; şüphesiz, hicab ayeti et-Tabakâtü’l-Kübra yazarı İbn Sa’d’ın beyan ettiği şekliyle en tercihe şayan olan görüşe göre, hicretin beşinci senesi Zilkâde ayında nazil olmuştur.[8] Biz, aşağıdaki nasslara dayanarak bu ayetin nüzulünün, bu seneden sonra meydana gelmiş olması gerektiği görüşünü kabul ediyoruz. Bunun böyle olduğunu şuradan anlıyoruz:

Hicabın açıkladığımız şekilde asli manasıyla Peygamber’in hanımlarından başkasına farz kılınmadığını ve hicabın Peygamber’in eşlerine özgü bir şey olduğunu sahabi hanımların geneli çok iyi biliyorlardı. Bu sebeple, Peygamber’in hanımlarına mahsus olan bu hususta onlara uymanın mümkün olmadığını anladıkları için uyma kabilinden bile olsa, asla ihticab (perde arkasına gizlenme) yapmamışlardır. [9]

 

HİCAB’IN (PERDELENMENİN) PEYGAMBER’İN EŞLERİNE MAHSUS OLUŞU İLE İLGİLİ FAKİHLERİN GÖRÜŞLERİNDEN BAZILARI

Ebu Davud: “İbn Ümmü Mektum’un girmesi sırasında Peygamber’in hanımları Ümmü Seleme ile Meymune’ye ‘Ondan perdelenerek gizlenin’ sözünü aktardıktan sonra şöyle der: ‘Bu uygulama sadece Peygamber’in hanımlarına mahsus bir şeydir. Fatıma bint. Kays’ın, İbn Ümmü Mektum’un yanında iddet beklemesini görmez misin? Gerçekten Resulullah (sav) Fatıma bint. Kays’a, İbn Ümmü Mektum’un yanında iddet bekle! Çünkü o gözleri görmez bir âmâ bir adamdır. Yanında çarşafını çıkarabilirsin!’ buyurmuştur.” [10]

 

Taberi: “Allah Teala’nın, ‘Peygamberin hanımlarına, babalarından, oğullarından, erkek kardeşlerinden, erkek kardeşlerinin oğullarından, kız kardeşlerinin oğullarından, mü’min kadınlardan ve sahip oldukları cariyelerden ötürü bir günah yoktur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, her şeye hakkıyla şahittir. | Ahzab Suresi 55’ ayetin tefsiri hususunda şunları kaydeder.

Müfessirler, Peygamber’in eşleri üzerinden bu şahıslar hakkındaki günahın kaldırılmasının ne manaya geldiği hususunda ihtilafa düştüler. Bir kısım, ‘Peygamberin hanımlarından bunların yanında dış elbiselerini çıkarmaları hususundaki günah kaldırılmıştır’ dediler. Diğer bir kısmı ise, ‘Peygamber’in hanımları üzerinden bu şahısların yanında perdelenmeyi terk etmeleri hususundaki günah kaldırılmıştır’ dediler. Bu husustaki iki görüşün doğruya en yakın olanı, ‘Peygamber’in hanımları üzerinde bu şahısların yanında perdelenerek gizlenmeyi terk etmeleri hususundaki günahın kaldırılmasıdır’ diyen müfessirlerin görüşüdür.

Taberi bu ayet-i kerimenin kadınlarla namahrem erkekler arasına perde çekilmesini emreden ayetin yani hicab ayetinin hemen ardından inmiş olması sebebiyle son izah şeklini tercih etmiştir. [11]

Buradaki fakihlerin görüşleri üzerinden, bu Müslümanların yanında perdelenerek gizlenmeyi terk etmeleri hususundaki günahın kaldırılması şeklindeki görüşün doğruya en yakın görüş olması, Peygamber’in hanımlarına mahsus olduğunu teyit etmektedir.

 

“Hicab” kelimesinin Kur’an’da geçen teriminin anlamına ters düşmesi ile ilgili ayetleri inceleyelim:

“Kur’an okunduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde (hicab) çekeriz. | İsra Suresi 45”

“Dediler ki: ‘(Ey Muhammed!) Bizi çağırdığın şeye karşı kalplerimiz örtüler içerisindedir. Kulaklarımızda bir ağırlık, seninle bizim aramızda da bir perde (hicab) vardır. O halde sen istediğini yap, şüphesiz biz de istediğimizi yapacağız. | Fussilet Suresi 5”

“Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde (hicab) arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. | Ahzab Suresi 53”

“Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla, yahut perde (hicab) arkasından konuşur. Yahut bir elçi gönderip, izniyle ona dilediğini vahyeder. Şüphesiz O yücedir, hüküm ve hikmet sahibidir. | Şura Suresi 51”

 

Görüldüğü üzere ayet-i kerimelerde geçen “hicab” kelimesini iki şeyi ayıran, birbirini görmeyi imkansız kılan engel anlamına gelir. Giyilen bir elbise için kullanılması asla doğru olmaz. Bir kadının giydiği elbisenin türü ne olursa olsun, tüm bedenini de örtse etraftan görülmesini engellemez. Misal, tepeden tırnağa simsiyah giyinse bile, insanların görmesine mani olmaz. Velhasıl, hicab bir şeyin arasını ayırmak için çekilen perdedir.

Şimdi gelelim “hicab” ve “libas” arasındaki farka:

Kur’an ve sünnette hicabın ne manada kullanıldığını gördükten sonra “libas ve ziynet” lafızlarının Kur’an’daki kullanışlarına bir bakalım:

“Ey Ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. | A’raf Suresi 26”

“Ey Ademoğulları! Avret yerlerini kendilerine açmak için, elbiselerini soyarak ana babanızı cennetten çıkardığı gibi, şeytan sizi de saptırmasın. | A’raf Suresi 27”

“Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler. | Nur Suresi 31”

“Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. | Nur Suresi 31”

“Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. | Ahzab Suresi 59”

“Artık evlenme ümidi beslemeyen, hayızdan ve doğumdan kesilmiş yaşlı kadınların ziynetlerini göstermeksizin dış elbiselerini çıkarmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ama yine sakınmaları onlar için daha hayırlıdır. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. | Nur Suresi 60”

Birde sünnetteki manalarına bir göz atalım:

“Resulullah’ın hanımı Aişe, uzun elbise ve başörtüsüyle namaz kılardı.” [12]

“Mü’minlerin anneleri, Resulullah (sav) ile beraber dikişsiz dış örtülerine sarılmış olarak sabah namazına gelirlerdi.” [13]

“Eteklerini uçlarından bölerek başörtüsü yapıp başlarını örttüler.” [14]

“Resulullah’a ipekli elbiseler getirdiler. Bir tanesini Ali’ye verdi ve ‘Onu kadınların arasında paylaştır, başörtüsü yapsınlar’ buyurdu.” [15]

“Meymune, eteklik kullanmadan, uzun elbise ve başörtüsüyle namaz kılardı.” [16]

“Sübay’a el-Eslemiyye, nifastan temizlenince düğün için –sürme çekip [17]- süslendi. Ebu’s-Senabil onun yanına geldi.” [18]

 

Ayet ve hadislerle izah ettiğimiz üzere hicab, mü’minlerin annelerine mahsus olup, libas herkesin giydiği bir elbisedir.

Ve şu konuya da açıklık getirmek gerekirse, Peygamber’in hanımları ihtiyaç için dışarı çıktıkları vakit şer’i ölçülerdeki elbiselerini giyerlerdi. Buna da hicab denmezdi. Hicab’ın (perdelenmenin) Peygamber hanımlarının ev içinde yabancı erkeklere karşı uyguladığı bir edep olduğunu da pekala görmekteyiz. Bu durum ise, diğer mü’min kadınlardan ayırt edilmeleri için yapıyordu. Söz konusu, Peygamber hanımlarının, Resulullah’a karşı hürmet ve ikramı doğrultusunda da edebin bir başka uzantısı gelmiştir. O da Allah’ın: “Evlerinizde oturun. | Ahzab Suresi 33” emrinde beyan buyurduğu üzere evde oturmaktır. Çünkü, bu edeplerin her ikisinde de Resulullah’ın hanımlarının korunması, kendilerini ibadete vermelerine zemin hazırlamasıdır.

Hicab’ın, Peygamber’in hanımlarına mahsus oluşu, “hicab”ın Kur’an’daki ve sünnetteki karşılığını delilleriyle ortaya konulmuş olması, doğru mananın ortaya çıkmasını sağlamıştır.

 

Gelelim kadının İslam dinindeki giysisinde bulunması gereken özelliklere:

Kadının giysisi şu iki temel maksadı gerçekleştirmeyi hedef edinir.

1-Avret yerlerinin örtülmesi ve fitneden korunma.

2-Bir tür saygı ve ayrıcalık kazanmadır.

Bu maksatlar gereğince; mü’minlerin annelerine has örtünme, hür müslüman hanımlarına has örtünme ve müslüman cariyelere has örtünme modeli olarak üçe ayırabiliriz.

Mü’minlerin anneleri, bir ihtiyaç için dışarı çıkmaları hariç siluetlerini bile erkeklerden gizliyorlardı.

Hür müslüman kadınlar da, yüz ve elleri hariç (Kemal b. Hümam, Hidaye Şerhi’nde şöyle der: “..ibtila bi’l-ibda gerekçesiyle kadının bazı organları hariç tutulabiliyorsa, buna iki ayağı da eklemek gerekir. Zira bunlar da çoğu kez açık tutulmak zorunda olabilir.”) tüm bedenlerini örtmeleri gerekir.

Delili: “Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler. | Nur Suresi 31” ayet-i kerimesidir.

Müslüman cariyeler ise, başlarını ve (kollar ve bacaklar gibi) bazı organlarını açabilirler. Hatta bazı durumlarda açmak zorunda kalırlar. Deliline gelince, Ahzab Suresi 59. ayette belirtildiği gibi, “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların (hür ve iffetli) tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur.”

Taberi, bu ayeti şöyle tefsir eder: “Allah Teala, Nebi’sine buyurur ki: ‘Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle giyinişlerinde cariyelere benzemesinler.’” [19]

Peki, “Müslüman kadının giysisinde görüntü ve ruh nasıl olmalıdır?” sorusuna karşılık bir açıklama getirmek gerekirse:

Abdulhalim Ebu Şakka’nın bu konuyla ilgili kaleme almış olduğu yazı, konuyu net bir şekilde anlamamızı sağlayacaktır:

“Giysiden söz edip de görüntü ve özden, ruhtan söz etmemek olmaz. Giysinin modeli ve rengi görüntüyü oluşturur. Fakat onun birde özü, manası vardır. Erkek olsun, kadın olsun, giyinmede gözettiği ilk şey bedeni örtmektir. İkinci olarak, soğuktan ve sıcaktan korunmaktır. Gözetilen bir üçüncü maksat ise, güzel bir görüntü arz etmektir. Genel anlamda elbise bu amaçlar için giyilir. Ancak müslüman kadın, bunlara ek olarak takva elbisesine de bürünür: “Takva elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. | A’raf Suresi 26” ve iffet boyasıyla boyanır: “Allah’ın boyasına bak! Boyası Allah’ınkinden daha güzel olan kimdir? | Bakara Suresi 138”

İşte müslüman kadının giysisinin manası ve ruhu budur. Bunca güzelliğine rağmen kadının giysisi, onun külli varlığından sadece bir parçasıdır. Giysi giyinmesi onun birçok eylemlerinden sadece bir tanesidir. Kadın asıl olarak, aklı (düşüncesi), kalbi (duygusu), şerefi ve sorumlulukları ile başlı başına bir şahsiyettir.

Kadının gerçek konumuna oturtulabilmesi için parçanın, bütünün hizmetinde olması gerekmektedir.

Müslüman kadının bol ve geniş giysisi –korunma ve iffet maksadına ek olarak- düşüncesinin gelişmesine, kesinlik kazanmasına da yardım eder.

Aynı şekilde kalbini (duygusunu) de korumasına, uyanık ve hayra dönük olmasına yardım eder.

Son olarak; İslami kıyafeti, kadının sorumlulukları yerine getirmesine, evinin işlerini çekip çevirmekten toplumun kalkınmasına –sosyal ve siyasal etkinlikleriyle veya toplumun ya da kendisinin bir ihtiyacını gidermek maksadıyla bizzat çalışarak- katkıda bulunmasına da yardım eder.

Kadının konumu ve hayatın ona bakan cephesi böylece dengeye oturmuş olur.” [20]

Birde bu konunun akabinde, din, giyside belli bir model ve belli bir rengi öngörmemiştir. Giyim kuşam, ülkeden ülkeye ve örfe göre değişiklik göstermektedir.

Örnek vermek gerekirse: Endonezya’daki müslüman kadınların örf ve adetlerine göre renkli kıyafetler giydiklerini ya da Afrika’daki (kabileden kabileye farklılık gösterebilir) müslüman kadınların çiçekli, desenli giysiler giydiklerini görürüz.

Yani, giysi modeli ilahi emirle belirtilmiş bir husus değildir.Zamana ve mekana göre değişiklik gösteren geleneklerdir. Örtünme emrine riayet edilerek, uygun şekilde örtünmeyi sağlayan, bulunulan bölgenin iklimine uygun ve kolayca hareket etmeye elverişli olan tüm model ve stiller dinen makbul giysilerdir.

Yüce Allah’ın koyduğu şartlar ve edep kuralları bulunduğu sürece giyim kuşam konusunda renk ve model sınırlaması olmadığı hususu üzerinde ısrarla duran İmam İbn Teymiyye’den bu konudaki aydın görüşünü aktarmak isterim:

“İbn Teymiyye, Feteva’sında şöyle der: ’Kitap ve Sünnet’te, hakkında hüküm beyan edilen kavramların bir kısmı bizzat şeriat tarafından tarif edilerek, namaz, oruç ve zekat örneklerinde olduğu gibi ne manaya geldiği açıklanmıştır. Bu kavramların bir kısmı da dil ve edebiyat açısından tarif edilir, güneş ve ay gibi. Bu kavramların bir kısmı ise insanların örf ve adetlerine göre tarif edilir ve doğal olarak geleneklerin değişmesine paralel olarak bunların tarifleri de değişir. Alışveriş, nikah, kabz, dirhem, dinar gibi. Bu gibi kavramları şeriat tarif edip sınırlarını belirlemediği gibi insanlar arasında da bu konuda bir ittifak mevcut değildir. Bilakis değişik örflerde bu gibi kavramların mahiyeti ve sınırı farklılık gösterir.” [21]

 

KUR’AN’I KERİM’DE TASVİR EDİLEN KADININ ÖRTÜSÜNÜN ÖZELLİKLERİ:

Kadının örtüsünde bulunması gereken özellikleri Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesinde “Bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler.” ve Nur Suresi 31. ayet-i kerimesindeki “Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler.” arasında bir ilişki kurulur. Birinci ayette (hür) kadınların cilbabla cariyelerden ayrılmaları vurgulanırken, ikinci ayette ise yüzün ve ellerin görünmesinin meşru olduğu vurgulanıyor.

Ayakların görünmesi ile ilgili olarak, bu konuda şu rivayetler gelmiştir:

“Aişe (r.anha), ‘Görünen kısımlar müstesna’ ayetini ‘fetah’ kelimesi ile açıklamıştır. (Fetah, ayak parmaklarına takılan gümüş halkaların adıdır.” [22]

Fahru’r-Razi şöyle demiştir: “ Ziynetin yaratılış güzelliği dışındaki süsler olduğunu söyleyenlere göre üç tür ziynet vardır. Birincisi, eller ve ayaklara yakılan kınadır.” [23]

Şevkani ile Sıddık Han şu görüşü paylaşıyor: “Ayetin zahiri manasına göre, eller ve ayaklara mahsus takı, yüzük vb. süsler ile cilbab gibi kendiliğinden görünen süsler hariç, ziynetlerin yabancı erkeklere gösterilmesi açıkça yasaklanmaktadır.” [24]

Konu ile ilgili olarak bazı alimlerin görüşlerini de aktarmak isterim:

En iyi görüş, Zemahşeri’nin dile getirdiği “cilbablarının bir kısmıyla süslenebilmeleri” görüşüdür. Bu görüş, aşağıdaki yorumlarla da uyuşmaktadır.

Taberi’nin, Mücahid’e dayanarak naklettiği “Cilbablarını giysinler de hür oldukları belli olsun” görüşü, yine Taberi’nin, Ebu Salih’ten aktardığı “Cilbabla başlarını örtsünler” görüşü, İbn Kuteybe’nin “Çarşaflarına bürünüp -ki salmadan bürünmeyi anlıyor- bunun salınması tüm bedeni örtecek bolluk ve uzunlukta yapılması cilbabdan kastedilen dış ebisesi ise, onun salınması da bütün bedenini ve giydiği elbiselerini örtecek bolluk ve genişlikte olmasıdır” şeklindeki görüşüdür.

Bu görüş sünnete de uygun olup, Sübey’a el-Eslemiyye: “Akşam olunca (dış) elbisemi üzerime alıp Resulullah’a geldim” demiştir. [25]

Fatıma bint. Kays da, “Dış elbisemi giyip bağladım ve Resulullah’a geldim” demiştir. [26]

Rivayetlerden de anlaşılacağı üzere salmanın tekbir şekilde olduğunu, diğerlerinin yanlış olduğunu ispat şöyle dursun, aksine birçok tarzın mümkün oluşuna delil teşkil etmektedir. Yani örtünme emri tek bir şekil üzerinden gelmemiştir.

Şeyh İbn Badis’in bu konuda güzel bir yaklaşımı vardır:

“İdna (salma) yakınlık anlamındaki “Dunüv”den gelir. “Yakınlaştırmak” demektir. “Cilbablarını üzerine idna etsinler” üzerlerine yakınlaştırsınlar demektir. “Deni” fiili “alâ” ile harf-i ceri ile kullanıldığında geçişli fiil olur ve eklemek ya da bürümek ve örtmek manası verir. “Cennet gölgeleri üzerlerini örtmüş. | İnsan Suresi 14” ile “Cilbablarını üstlerine alsınlar. | Ahzab Suresi 59” ayetlerinde bu manada kullanılmıştır.

İdna  –edna– (salma)

İbda (açma) demektir.

Şimdi, “İbda” (açma) ayeti, eller ve yüz hariç tüm bedeni örtmeyi emrederken; “idna” (salma) ayeti elbiseleri de örtecek şekilde baştan aşağıya -yüzü iki yandan örterek- sarkıtılan dış örtünün gerekliliğini vurgulamaktadır. Az sözle çok mana ifade eden Kur’an’a en uygun düşen bizce budur. En iyisini Allah bilir.” [27]

Gelgelelim, cilbab, dışarı çıkarken giyilmesi gereken bir giysidir.

Allah Teala, Ahzab Suresi 59. ayet-i kerimesinde şöyle buyurmuştur: “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

Ayette kadınlardan, herhangi bir ihtiyaçları için dışarı çıktıkları zaman cilbablarını üzerlerine almalarını ister.

Ayet-i kerimenin akabinde cilbab (dış giysi) dış görünümün en saygın bir şekle kavuşması için ve dış görüntünün mükemmel oluşu,  ayırt edilmenin, korunmanın, saygınlığın muhteşemliği demektir.

Abdulhalim Ebu Şakka konuya şöyle bir açıklama getirmiştir: “Oysa farz olan avret yerlerinin örtülmesi şeriatın çizdiği asgari şartları taşıyan herhangi bir elbise ile yerine getirilmiş olur. Cilbabın, dışarıda en kamil bir dış görünüm arz etme ve en iyi şekilde ayırt edilme maksadına binaen emredildiğine delil olarak şu nassları zikredebiliriz:

1-Allah Teala şöyle buyuruyor: ‘Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. | Ahzab Suresi 59’

Bu ayette dış giysi kullanmanın sebebi açıkça belirtilmiştir.

2-Ümmü Seleme şöyle demiştir: ‘Örtülerinin (cilbablarını) üstlerine salsınlar ayeti nazil olduğunda, ensar kadınları, başlarında siyah kargalar varmış gibi örtüler içinde dışarıya çıkmaya başladılar.’ [28]

3-Ümmü Atiye demiştir ki: ‘Bayram günleri hayızlı kadınlarla genç kızların da çıkarak cemaate katılmaları, ancak hayızlıların namazgaha girmemeleri emredildi. Kadının biri, “Ya Resulullah, birimizin cilbabı yok dedi.” Resulullah: “Bir arkadaşının cilbabını alıversin.” buyurdu.’ [29]

4-İmam Malik’ten Aişe (r.anha)’nın uzun elbise ve başörtüsü ile namaz kıldığı rivayet edilmiştir. [30]

Muhammed b. Kunfüs, annesinden rivayet edildiğine göre, o, Allah Resulu’nün hanımı Ümmü Seleme’ye namaz kılmak için ne giymek gerektiğini sormuş; o da, başörtüsü ve bacakları tamamen örtecek bol ve geniş elbise diye cevaplamış. [31]

Uzun elbise ve başörtüsünün namaz için yeterli oluşu: ‘Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerin göstermesinler’ | Nur Suresi 31. ayet-i kerimesi ile emredilen avretin örtülmesi için bu iki giysinin yeterli olduğuna delalet eder. Cilbab ise, avreti örtmekten öte iffetli, haşmetli ve güzel bir görünüm arz etmek (ayırt edilmek) için emredilmiştir.

5-Üsame b. Zeyd şöyle demiştir: ‘Resulullah (sav) bana, kendisine Dıhyetü’l-Kelbi’nin hediye ettiği sık dokunmuş bir “kubtiye” vermişti.[32] Ben de onu hanımıma hediye ettim. Resulullah bana “Kubtiyeyi neden giymiyorsun” diye sordu. Hanımıma verdiğimi söyledim. Git söyle, içine astar koysun. Yoksa fiziğini belli edebilir buyurdu.’ [33]

Resulullah’ın bu sözü, şeriatın, evine gelen yabancı erkeğe karşı kadını cilbab giymeye zorlamadığını gösterir. Altında astar olduğu takdirde kubtiye ile kadın, yabancı erkeklere görünebilir demektir. Bir başka açıdan bakacak olursak, ev içinde de cilbab gerekli olsaydı Resulullah (sav) Üsame’nin bu davranışını yererek, yanlış olduğunu belirtmekle yetinirdi. Oysa “Git söyle, içine astar koysun” buyurmuştur.

Cilbabın, evin dışında olgun bir görünüm kazanmak ve ayırt edilmek için emredildiğini anladık. Cenab-ı Hak cilbab ayetinde illetini de açıkça belirtmiştir: “Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur.” Yani ayırt edilmemeleri, bilinmemeleri ve rahatsız edilmemeleri için cilbab en emin yoldur. Ancak uzun elbise vb. herhangi bir giysi modeli yeterlidir. Bu konuda İbn Teymiyye şöyle der: ‘Daha sonra cilbaba bürünmesi emredilmiştir. Bu bürünme evden çıktığında söz konusu olur. Yoksa ev içinde değil.’ [34]”

Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. | Nur Suresi 31”

Ayet-i kerime nazil olduktan sonra Urve’nin rivayet ettiği bir haberde Aişe (r.anha) şöyle der: “Allah ilk muhacir hanımlarına rahmet etsin. ‘Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar’ ayeti inince peştamal ve futalarını parçalayıp başörtüsü yaptılar.” [35]

İbnü’l Arabi şöyle der: “Başörtüleri ile yakalarını örtsünler” ayetinde geçen yaka “Ceyb”, gerdanlık, başörtüsü ise başı kapatan örtüdür.

Buhari Aişe (r.anha)’dan şöyle rivayet etmiştir: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet etsin. ‘Başörtüleriyle yakalarını örtsünler’ ayeti indiğinde peştamal ve futalarını parçalayıp başörtüsü yaptılar. Herkes sahip olduğu bu türden elbiselerini parçalayıp başörtüsü yaptı.”

Bu boynun ve göğsün de kapatılması gerektiğine  delil teşkil eder. Aişe hadisi bunu daha da açıklamaktadır: “Resulullah (sav) sabah namazını kıldırınca, kadınlar peştamallarına bürünmüş vaziyette alaca karanlıkta dağılıverirdi. Kimse kimseyi tanımazdı.” [36]

Ferra demiştir ki: “Cahiliye devrinde kadınlar başörtülerini arkalarından salarlar ve önleri açık kalırdı. Bu ayetle önlerini (boyun ve göğüslerini) örtmekle emrolundular.” [37]

Cassas şöyle der: “Ayette kastedilen, entarinin yakası olduğu söylenmiştir. Zira kadınlar yakaları açık entariler giyer, göğüs ve boyunları görünürdü. Allah onlara buralarını kapatmalarını emretmiştir. Bu, aynı zamanda gerdanın ve boynun da avret olduğuna, yabancı erkeklere gösterilmesinin caiz olmadığına da delil sayılır.”

Yukarıdaki pasajlarda da aktarıldığı üzere, önceden kadınlar, başlarına örttükleri örtüyü arkadan sarkıtıyor ve yüz ve eller yanında kulaklar, boyun, gerdan ve bunların takı ve süsleri de görünüyordu. “Görünen kısımlar müstesna, ziynetlerini göstermesinler. | Nur Suresi 31” emri geldi ve görünen kısımlar müstesna kadından bütün ziynetlerini kapatması istendi. Kıyafet giyilip başörtüsü örtmekle birlikte, sayılan ziynetler açıkça görünüyorken ayet-i kerimenin devamı olan “Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar” emri gelerek, gerdanın, boynun ve kulakların da başörtüsünün bir kısmıyla kapatılması sağlanmıştır.

.

.

.

Buraya kadar, kadının örtünmesi ve giyim kuşamıyla ilgili Kur’an’da geçen özellikleri açıkladıktan sonra, şimdi birinci şarta -ki eller, ayaklar ve yüz hariç tüm bedenin örtülmesiydi- ait bir takım hususi özellikleri vurgulamak gerekirse; örtünmenin doğru ve geçerli olabilmesi için elbisenin şeffaf olmaması, altını (iç) göstermemesi, hatlarını ve uzuvlarını belli etmeyecek bolluk ve genişlikte olmasıdır. Aksi takdirde gerçek bir örtünme gerçekleşmez.

.

.

.

Sonuç olarak, delilleriyle birlikte sunulmuş, hükümleri açık bir şekilde aktarmış, hiçbir şüpheye mahal vermeyerek detaylandırmalar yapılmıştır.

Ziyadesiyle faydalı olacağını ve şüpheleri gidereceğini düşündüğüm, bu araştırma yazısını bana yazdıran, bu ilmi bana nasip eden Yüce Mevlama hamd ederim.

En doğrusunu bilen Hak Teala’dır.

Selametle..

 

 

Hafsa Taşkıran

 

 

 


[1] el-Kurtubi Muhammed b. Ahmed el-Ensari, tahkik eden Ebu İshak İbrahim Etfiş, el-Camili Ahkamil-Kur’an, Kahire 1387 h. 1967m. C. XII, s.158 ve C. XIII, s. 113.

[2] İbn Manzur, Muhammed b. Mükerrem, Lisan’ul-Arab, Beyrut, 1410/1990, IV/257; Muhammed Murtaza ez-Zebidi, Tac’ul-Arus, Mısır 10306, III/188.

[3] Müslim, Libas 7-2068.

[4] El-Muvatta, Libas 4, Hadis No: 6.

[5] Buhari, 10/148. Müslim, 4/151.

[6] Buhari, 11/30. Müslim, 4/147.

[7] İbn Sa’d, et-Tabakâtü’l-Kübra, 8/144.

[8] Buhari, 10/147. Müslim, 4/148.

[9] Tahrirü’l Mer’e İslam Kadın Ansiklopedisi, Abdulhalim Ebu Şakka, C. II, s. 17.

[10] Ebu Davud, 4/361.

[11] Taberi Tefsiri, C. VI, s. 515.

[12] Muvatta, 1/141.

[13] Buhari, 2/195.

[14] Buhari, 10/106.

[15] Müslim, 6/138.

[16] Muvatta, 1/142.

[17] Ahmed b. Hanbel

[18] Buhari, 8/313. Müslim, 4/201.

[19] Taberi Tefsiri, C. VI, s. 520.

[20] İslam Kadın Ansiklopedisi, C. II, s. 212.

[21] İbn Teymiyye, Feteva, 19/235.

[22] İbn Teymiyye, Mecmu’ul-Feteva, 22/144.

[23] Fahru’r-Razi, Et-Tefsiru’l-Kebir, Nur Suresi 31. ayetin tefsiri.

[24] Şevkani, Fethu’l-Kadir ve Sıddık Han, Neylü’l-Meram Nur Suresi 31. ayetin tefsiri.

[25] Buhari, 8/313.

[26] Müslim, 4/199.

[27] Dr. Ammar Talibi, İbn Badis, Hayatı ve Eserleri, 2/133-135.

[28] Ebu Davud, Hadis No: 3456.

[29] Buhari, 2/12. Müslim, 3/20.

[30] Muvatta, 1/141-142.

[31] A.g.e, 1/141-142.

[32] Kubtiye, ince beyaz ketenden bir çeşit elbise.

[33] Elbani, Hicabu’l-Mer’eti’l-Müslime, sh: 59-60.

[34] İbn Teymiyye, Dekaikü’t-Tefsir, 3/429.

[35] Buhari, 10/106

[36] İbnü’l-Arabi, Ahkamu’l-Kur’an, 3/1369.

[37] İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 10/106.

  • blank
  • blank
  • blank
  • blank

Yorum Yapın

Fussilet Kur’an-ı Anlama, Anlatma ve Yardım Vakfı Kişisel Verilerin Korunması ve İşlenmesine İlişkin Aydınlatma Metni

1. Veri Sorumlusu

Kişisel Verilerin İşlenmesine Yönelik Aydınlatma Metni (“Aydınlatma Metni”) ile Fussilet Kur’an-ı Anlama, Anlatma ve Yardım Vakfı (“Vakıf”) olarak, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“KVKK”) uyarınca, Veri Sorumlusu sıfatıyla, sizi KVKK kapsamındaki aydınlatma yükümlülüğümüz çerçevesinde bilgilendirmek isteriz.

KVKK Kapsamında kişisel veri kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi (“Kişisel Veri”) ve bunun bir özel türü olan özel nitelikli kişisel veri ise, ırk, etnik köken, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep veya diğer inançlar, kılık ve kıyafet, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlık, cinsel hayat, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri (“Özel Nitelikli Kişisel Veri”) ifade eder. Bu kapsamda Kişisel Veri tanımı Özel Nitelikli Kişisel Verilerinizi de kapsamaktadır.

İşbu metin çerçevesinde Vakıf’dan hiçbir maddi kazanç amacı gütmeden etkinlik ve destek (iletişim, kaynak, ofis, proje) alanlarında yardımda bulunan kişiler gönüllülerimiz olarak değerlendirilmektedir ve bu metinle gönüllülerimizi ve gönüllü adaylarımızı aydınlatmayı amaçlamaktayız.

2. Kişisel Verilerin Toplanma Yöntemi ve İşlemenin Hukuki Sebepleri

Kişisel verileriniz, Vakıf’la ile yaptığınız işlemlerle bağlantılı olarak ve aşağıda Bölüm 4’te belirtilen amaç ve kapsamda, otomatik veya otomatik olmayan yollarla, sözlü, yazılı veya elektronik şekilde ve aşağıdaki yöntemler vasıtasıyla toplanmaktadır.

  1. Vakıf’ın, kamusal alanlar ve diğer ortamlarda açmış olduğu stantlarda kurulan iletişim,
  2. Vakıf resmi internet sitesi üzerinden online olarak yapmış olduğunuz başvurular,
  3. İnternet sitesi ziyaretleriniz, sizi tanımak için kullanılan çerezler,
  4. Sosyal medya kanalları, Youtube, Google, vb. arama motorlarının kullanımı,
  5. Tarafınızca doldurulan gönüllü adayı bilgi formu ve/veya gönüllü taahhütnamesi

Kişisel Verileriniz işlenmesine ilişkin hukuki sebepler aşağıdaki gibidir:

  1. Açık rızanızın bulunması,
  2. Kanunlarda açıkça öngörülmesi,
  3. Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla ilgili olarak kişisel veri işlenmesi,
  4. İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması,
  5. Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, ve
  6. Sizlerin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, meşru menfaatlerimiz için zorunlu olması.

Özel Nitelikli Kişisel Verileriniz bakımından işlemeye ilişkin hukuki sebep, açık rızanızın mevcut olmasıdır.

3. Toplanan Bilgiler

Sizden topladığımız kişisel veriler (adınız, soyadınız, T.C. kimlik numaranız, iletişim bilgileriniz, çalışma ve eğitim hayatı bilgileriniz, medeni durum bilgileriniz dahil olmak üzere ancak bunlarla sınırlı olmaksızın), aşağıda Bölüm 4'te belirtilen işleme amaçlarımızla orantılıdır.

4. Kişisel Verilerin Hangi Amaçla İşleneceği

Kişisel Verileriniz aşağıdaki amaçlar dahilinde açık rızanıza binaen veya hukuken izin verilen diğer hallerde Vakıf tarafından işlenmektedir:

  1. Vakfın faaliyetleri hakkında bilgi vermek
  2. Vakfın tanıtımı ve eğitim amacıyla vakfa davetinizi yapmak
  3. Üstleneceğiniz görevlerin düzenlenmesi ve görevlere ilişkin bilgilendirme yapmak
  4. Eğitim hizmetleri dışında vereceğiniz gönüllülük faaliyetlerine ilişkin değerlendirme yapmak
  5. Boş iş pozisyonları veya vakıf faaliyetlerini duyurabilmek
  6. Vakfın faaliyetleri çerçevesinde konaklamanızı ve emniyetinizi sağlamak
  7. Sosyal medyada gönüllü hikayelerini paylaşmak
  8. Yasal yükümlülüklerin ve idari yetkili kurumların taleplerinin yerine getirilmesi amaçlı kayıtları tutmak
  9. Sizleri yeterlilik ve güvenlik açısından değerlendirebilmek
  10. Vakıf’ın toplum üzerinde yaratmış olduğu sosyal etkiyi ölçebilmek

5. Kişisel Verilerin Kimlere ve Hangi Amaçla Aktarılabileceği

Vakıf, Kişisel Verilerinizi, açık rızanıza binaen veya hukuken izin verilen diğer hallerde (ve Madde 4’te belirtilen amaçlar çerçevesinde) yurtiçinde ve yurtdışında bulunan depolama, arşivleme, bilişim teknolojileri desteği (hosting, bulut bilişim, e- posta ve diğer) veren kuruluşlar, işbirliği yapılan ve/veya hizmet alınan sigorta ve konaklama şirketleri, hukuk ve benzeri alanlarda destek alınan danışmanlık firmaları ve Vakıf’ın faaliyetleri ile ilgili sair alanlarda destek üçüncü kişilere (SMS ve e-posta gönderimi, CRM sistem desteği vb.) ve belirlenen amaçlarla aktarımın gerekli olduğu diğer üçüncü kişilere, iş ortaklarımıza ve yetkili kurum ve kuruluşlara (yurt içinde veya yurtdışına) aktarılabilmektedir ve/veya erişme açabilmektedir.

6. Kişisel Veri Sahibinin KVKK Madde 11 Kapsamındaki Hakları

Kişisel veri sahibi olarak dilediğiniz zaman KVKK’nın 11. Maddesi uyarınca aşağıda belirtilen haklarınızı veri sorumlusu olan Vakıf’dan talep edebilirsiniz.

Bu kapsamda sahip olduğunuz haklar aşağıdaki şekildedir:

  1. Kişisel verilerin işlenip işlenmediğini öğrenme,
  2. Kişisel veriler işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,
  3. Kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,
  4. Yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,
  5. Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini isteme ve bu çerçevede yapılan işlemin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini talep etme,
  6. KVKK’ya ve ilgili diğer kanun hükümlerine uygun olarak işlenmiş olmasına rağmen, işlenmesini gerektiren sebeplerin ortadan kalkması hâlinde Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Hakkında Yönetmelik Hükümleri uyarınca bu verilerin 30 (otuz) gün içerisinde silinmesini, yok edilmesini veya anonim hale getirilmesini ve bu kapsamda yapılan işlemin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,
  7. İşlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme,
  8. Kişisel verilerin kanuna aykırı olarak işlenmesi sebebiyle zarara uğranması hâlinde zararın giderilmesini talep etme.

Yukarıda belirtilen talepler yazılı olarak veya Kişisel Verileri Koruma Kurulu (‘’Kurul’’) tarafından belirlenecek diğer yöntemlerle veri sorumlusu olarak Vakıf’a iletilecektir.

Bu kapsamda, yukarıdaki haklarınıza ilişkin talebinizi aşağıda verilen ve zaman zaman değişebilecek olan e-posta adresimize, kayıtlı elektronik posta (KEP) adresiniz vasıtasıyla, güvenli elektronik imzalı, mobil imzalı ya da tarafınızca Vakfa daha önce bildirilen ve Vakfın sisteminde kayıtlı bulunan elektronik posta adresinizi kullanmak suretiyle (kimliğinizi tespit edici belgeleri ekleyerek) veya yine aşağıda yer alan ve zaman zaman değişebilecek olan posta adresimize kimliğinizi tespit edici belgeler ile ıslak imzalı bir dilekçe ile elden teslim edebilir ya da noter aracılığıyla gönderebilirsiniz.

Kişisel veri sahibi olarak sahip olduğunuz ve yukarıda belirtilen haklarınızı kullanmak için yapacağınız ve kullanmayı talep ettiğiniz hakka ilişkin açıklamaları içeren başvuruda; talep ettiğiniz hususun açık ve anlaşılır olması, talep ettiğiniz konunun şahsınız ile ilgili olması veya başkası adına hareket ediyorsanız bu konuda özel olarak yetkili olmanız ve bu yetkinin belgelendirilmesi, başvurunun kimlik ve adres bilgilerinizi içermesi gerekmektedir.

Vakıf başvuruda yer alan talepleri, talebin niteliğine göre en kısa sürede ve en geç otuz gün içinde (bir maliyeti olmaması halinde) ücretsiz olarak sonuçlandırır. Ancak, işlemin ayrıca bir maliyeti gerektirmesi hâlinde, Kişisel Verileri Koruma Kurulu tarafından belirlenecek olan tarifedeki ücret alınabilir. Başvurulara verilecek cevapların 10 (on) sayfayı aşması halinde, her sayfa için 1,00 (bir)TL işlem ücreti alınacaktır. Cevabın CD, flash bellek gibi kayıt ortamında verilmesinin istenmesi halinde, istenen kayıt ortamının maliyetine göre ücret talep edilecektir.

Veri Sorumlusu : Fussilet Kur’an-ı Anlama, Anlatma ve Yardım Vakfı
Posta adresi : Merkez Mah. Firuze Sok. S-Blok No:5 Kat:4 D:79 PK:34406 Dap Vadisi, Kağıthane / İstanbul
E-posta adresi : info@fussiletvakfi.org

Fussilet Kur’an-ı Anlama, Anlatma ve Yardım Vakfı Lighting Text Regarding Protection and Processing of Personal Data

1. Data Responsible

In the capacity of Data Responsible, in accordance with the Law No. 6698 on the Protection of Personal Data (“PPD”) as the Lighting Text for the Processing of Personal Data (“The Text of Lighting”) and the Fussilet Kura’anı Anlama, Anlatma ve Yardım Vakfı (“Foundation”). We would like to inform you within the framework of our lighting obligation under the PPD.

If the personal data identity within the scope of PPD is any personal information (“Personal Data”) that is specific or identifiable, and if it is a special type of personal quality, race, ethnicity, political thought, philosophical belief, religion, sect or other beliefs, It refers to data on disguise and clothing, association, foundation or union membership, health, sexual life, criminal conviction and security measures, as well as biometric and genetic data (“Special Qualified Personal Data”). In this context, the definition of Personal Data includes your Personal Data with Special Qualifications.

Within the context of this text, people who provide assistance in the fields of activity and support (communication, resource, office, project) without any financial gain are considered as our volunteers and we aim to enlighten our volunteers and candidates with this text.

2. Collection Method of Personal Data and Legal Reasons for Processing

Your personal data is collected in connection with your transactions with the foundation and in the purpose and scope specified in section 4 below, either automatically or non-automatically, verbally, in writing or electronically, and by the following methods.

  1. The communication established at the stands opened by the foundation in public spaces and other environments,
  2. Applications you have made online through the official website of the foundation,
  3. Your website visits, cookies used to recognize you,
  4. Social media channels, Youtube, Google, etc. use of search engines,
  5. Volunteer candidate information form and / or voluntary commitment completed by you.

Legal reasons for processing your Personal Data are as follows:

  1. You have clear consent,
  2. To be clearly prescribed in laws,
  3. Processing personal data related to the establishment or performance of a contract,
  4. The person concerned has been made public by himself,
  5. Data processing is mandatory for the establishment, use or protection of a right,
  6. It is mandatory for our legitimate interests, provided that it does not harm your fundamental rights and freedoms.

The legal reason for processing in terms of your Special Qualified Personal Data is that your express consent exists.

3. Information Collected

The personal data we collect from you (including but not limited to your name, surname, T.R. ID number, contact information, work and education information, marital status information) is proportional to our processing purposes set out in section 4 below.

4. For What Purpose The Personal Data Will Be Processed

Your Personal Data is processed by the foundation for your explicit consent, or in other cases permitted by law, for the following purposes:

  1. To give information about the activities of the foundation,
  2. To make your invitation to the foundation for the purpose of promotion and education,
  3. Organizing the tasks you will undertake and giving information about the tasks,
  4. To evaluate the volunteering activities that you will provide outside of education services.
  5. Announcing vacant job positions or foundation activities,
  6. To ensure your accommodation and safety within the framework of the foundation’s activities,
  7. Sharing volunteer stories on social media,
  8. Keeping records to fulfill legal obligations and demands of administrative authorities,
  9. To evaluate you in terms of competence and security.
  10. To measure the social impact of the foundation on society.

5. To Whom and For What Purpose The Personal Data Can Be Transferred

Organizations that provide storage, archiving, information technology support (hosting, cloud computing, e-mail and other) at home and abroad, in accordance with your explicit consent or other legally permitted (and within the framework of the objectives stated in Article 4), Support to third parties (SMS and e-mail sending, CRM system support, etc.) and transfer for the specified purposes, in cooperation with the insurance and accommodation companies, consultancy firms in law and similar areas, and other areas related to the activities of the foundation. It can be transferred to other third parties, business partners and authorized institutions and organizations (at home or abroad) and or open access.

6. Rights of Personal Data Owner Under Article 11 of PPD

As a personal data owner, you can request your rights stated below from the foundation, which is the data controller, in accordance with Article 11 of PPD.

The rights you have in this context are as follows;

  1. Learning whether personal data is processed or not,
  2. Requesting information about this if personal data has been processed,
  3. Learning the purpose of processing personal data and whether it is used in accordance with its purpose,
  4. To know the third parties to whom personal data are transferred domestically or abroad,
  5. In the event that personal data are incomplete or incorrectly processed, to request their correction and to request notification of the transaction made within this framework to third parties to whom personal data is transferred,
  6. In accordance with the provisions of the Regulation on the Deletion, Destruction or Anonymization of Personal Data in the event that the reasons requiring its processing are eliminated, although it has been processed in accordance with PPD and other relevant legal provisions, this data will be deleted, destroyed or anonymous within 30 (thirty) days. Requesting that the transaction made in this context be notified to the third parties to whom the personal data is transferred,
  7. To object to the emergence of a result against the person by analyzing the processed data exclusively through automated systems,
  8. Requesting the removal of the damage in case the personal data is damaged due to illegal processing of the data.

The above-mentioned requests will be forwarded to the foundation in writing or as a data controller by other methods to be determined by the Personal Data Protection Board (”Board”).

In this context, you can use your e-mail address with your secure e-mail, mobile signature, or previously notified to the foundation and registered in the system of the foundation through our registered e-mail address, which you may change from time to time, your request regarding your above rights. You can deliver it by hand (by adding documents that identify you) or by handing it with a wet signed petition to our postal address below, which may change from time to time, or send it through a notary.

In the application containing explanations about the right that you have as a personal data owner and that you have made and requested to use your rights mentioned above; If the subject you are requesting is clear and understandable, the subject you are requesting is related to your person or if you are acting on behalf of someone else, you must be specially authorized in this regard and this authorization must be documented and the application must include your identity and address information.

The foundation concludes the requests in the application, free of charge, as soon as possible and within thirty days at the latest (if there is no cost). However, if the transaction requires a separate cost, the fee in the tariff to be determined by the Personal Data Protection Board may be charged. If the answers to the applications exceed 10 (ten) pages, a transaction fee of 1.00 (one) TL will be charged for each page. If the answer is requested on the recording medium such as CD and flash memory, a fee will be charged according to the cost of the desired recording medium.

Data Responsible : Fussilet Kur’an-ı Anlama, Anlatma ve Yardım Vakfı
Post Address : Merkez Dist. Firuze Str. S-Block No:5 Flo:4th Apt: 79 P.C: 34406 Dap Vadisi, Kagithane / Istanbul
E-Mail address : info@fussiletvakfi.org

>